Yolun İçindeki Hikaye
Hayat bana şunu öğretti: insanın en büyük zenginliği, akşam yastığa başını koyduğunda içinin rahat olmasıdır.
Ben ne olursa olsun helal kazancın, temiz emeğin ve başı dik bir hayatın peşinden yürüdüm.
Bugün dönüp arkama baktığımda yalnızca yılları görmüyorum.
Sabırla örülmüş günler, taşınmış evler, kurulmuş sofralar görüyorum.
Bir aile olabilelim diye çok emek verdim.
Evlatlarım güvende büyüsün, evimizin içinde huzur olsun diye. Yeri geldi şehirler değişti, yeri geldi evler… Valiz toplamak artık neredeyse karakterimin bir parçası oldu diyebilirim.
Ama bütün o değişimlerin içinde değişmeyen bir şey vardı: niyetim.
Yeri geldi köyden getirdiğim fasulyenin çerini, çöpünü, taşını tek tek ayıkladım. O tencerenin içinde yalnızca yemek yoktu; sabır vardı, emek vardı.
Soframı sıcak ekmeksiz bırakmamaya çalıştım. Hiçbir şey bulamadığım günlerde bile una su kattım, hamur yoğurdum, yine ekmek yaptım.
Şimdi düşünüyorum da… belki de hayat bana o günlerde çok güzel bir şey öğretiyordu:
Bereket bazen en sade sofralarda büyür.
Bugün şükürler olsun ki güzel bir hayatım var.
İstediğim birçok şeyi alabiliyorum, sahip olabiliyorum. Ama asıl mutluluk bunlar değil.
Asıl mutluluk; taşkınlığa kapılmadan yaşayabilmekte.
Gösterişe düşmeden yürüyebilmekte.
Yanlış yollara sapmadan, kimsenin hakkına girmeden hayatını sürdürebilmekte.
Tabii dürüst olayım… Bazen kendimi biraz şımarttığım da oluyor.
Ama bunca emeğin üstüne insanın arada kendine küçük bir tebessüm borcu yok mu? Var bence. Hem ben o şımarmalara “hayatın küçük kutlamaları” diyorum.
Ben hiçbir iyiliği görev diye yapmadım.
Hiçbir fedakârlığı borç diye sunmadım.
Birine uzanan elin hesabını tutmak bana göre değil.
Ama insan büyüdükçe şunu da öğreniyor:
Herkes iyiliği aynı yerden okumuyor.
Bazıları verilen emeği bir hak zannediyor.
Bazıları ise sessizce yapılan bir iyiliğin arkasındaki niyeti görmek yerine şüpheyi büyütmeyi tercih ediyor.
Ben artık bunu değiştirmeye çalışmıyorum. Çünkü insanın kendini sürekli anlatmak zorunda kalmadığı bir hayat da vardır.
Benim yolum biraz farklı.
Ben yaşadıklarımı yazıyorum.
Çünkü yazmak bana iyi geliyor.
Bazen bir cümle, içimde biriken bir yorgunluğu alıp götürüyor.
Bazen de bir paragraf, insanın kalbini yeniden hafifletiyor.
Belki de bu yüzden bu sayfanın adı Grâce Vagabonde.
Biraz gezgin bir ruh, biraz da zarafetin peşinde bir kalp…
Varsın isteyen yanlış anlasın.
Varsın isteyen istediği gibi düşünsün.
Ben hayatımı başkalarına ispat etmek için yaşamıyorum.
Ben yalnızca şunu biliyorum:
Helalinden kurulan bir hayatın huzuru var.
Emekle büyüyen bir ailenin sıcaklığı var.
Ve insan bütün bunların ortasında bazen gülmeyi, bazen yazmayı, bazen de sessizce şükretmeyi öğreniyor.
Benim istediğim şey çok büyük değil aslında:
Evimin içinde huzur olsun.
Kalbimde umut eksilmesin.
Yolum temiz kalsın.
Arada bir şımarma payım da olsun tabii…
Sonuçta hayat biraz ciddiyet, biraz da gülümseme işi.
Gerisi zaten hayatın gürültüsü.


Yorumlar
Yorum Gönder