Taşınma, Bavullar ve Hayatın Sürprizleri


 İsviçre’ye, Lozan’a taşınmak… Vallahi kimin fikriydi hâlâ emin değilim, ama kolileri taşırken içimden “Bunu bana yapanı bulacağım!” diye söyleniyordum. Öyle yoruldum ki koca dolapları sürükleyince kendimi bedava spor salonuna yazılmış gibi hissettim. Crossfit nedir bilmeyen ben, taşınma maratonunu başarıyla tamamladım. 💪😅


Evet, evimiz sahile yedi dakika uzaklıkta. Ama dürüst olayım: sadece bir kere gidebildik. Yine de insanın cebinde böyle bir kozun olması güzel. Hani canım isterse “Şöyle bir sahile ineyim” diyebilmek bile lüks sayılır. Ama tabii ki gerçek hayatta genelde sahile değil, mutfağa iniyoruz. 🤷‍♀️


Bir de şu alışveriş maceram var! Yeni taşınmışım, elimde poşetler, kafamda binbir düşünce… Eve dönerken yolu şaşırıp yarım saat fazladan yürümüşüm. Navigasyon var, mantık var ama heyecan olunca ikisi de bozuluyor. Çocuklara anlatınca “Anne, sen tatilde misin hâlâ?” diye kahkahaya boğuldular.


Ama asıl macera markette yaşandı. Kasaya geldim, fiyatları duyunca kısa süreli şok geçirdim. Hele şu sayılar yok mu! Fransa’da bana öğretilen sistemde 70 soixante-dix (yani altmış-on), 90 da quatre-vingt-dix (dört-yirmi-on) diye geçiyor. Burada ise çok daha basit: septante (70) ve nonante (90). İlk kez duyduğumda beynim hata verdi. Kasiyer “Nonante” dedi, ben “Bu yeni çıkan bir marka mı? Yoksa bana mı şaka yapıyor?” diye düşündüm. 🤯


Bir an için kendimi matematik sözlü sınavında hissettim: “Hocam, dört kere yirmi artı on… şey… doksan mıydı?” 😅 Neyse ki zamanla alıştım ama hâlâ kasada sıra bana gelince içimden hızlıca sayılarımı tekrar ediyorum.


Araya bir de Fransa’nın güney tatili sıkıştırdık. O noktada bavullar bizden daha deneyimliydi. Aç-kapa, aç-kapa… Bavulların benden daha çok gezdiğine yemin edebilirim. Tatil bitti, İsviçre’ye döndük ve çocukların okul macerası başladı.


Asıl bomba büyük kızımın okulunun ilk haftada kampa gitmesiydi! Ben hâlâ defterlerini kaplıyordum, o çoktan dağ yollarında yürüyordu. Küçükler ise öyle hızlı adapte oldular ki bazen okullarından eve tek başlarına yürüyerek geldiler. Ben telefon başında kalp çarpıntısıyla beklerken onlar gayet rahat kapıyı çalıp, “Anneee, geldiiik!” diye bağırıyorlardı. Anneliğin özeti: çocuklar sakin, anne panik! 🙃


Ama işin güzel tarafı şu oldu: Bu değişim, bu hız, bu yeni düzen bana da iyi geldi. Uzun zaman sonra yeniden şarkı söylemeye başladım. Evde, mutfakta, bazen yemek karıştırırken birden konser veriyorum. Çocuklar ya katılıyor ya da “Anne, biraz sessiz ol” diye beni susturmaya çalışıyorlar. Ama fark etmez, çünkü ben keyif alıyorum.


Sonunda şunu anladım: Değişime direnmek sadece insanı yorar. Kolilerle kavga etmenin, markette “nonante”yi yeni bir çikolata markası sanmanın, eve dönüş yolunu yarım saat uzatmanın bir faydası yok. Uyum sağlamaya çalışınca hayat çok daha kolaylaşıyor. Ve en güzeli, her yaşta yeniden başlamak mümkün. Lozan’a taşınmak bizim için sadece yeni bir ev değil; benim için hayata yeniden, bol kahkahayla ve cesaretle bakmak demek oldu. 🌸


Yorumlar

Popüler Yayınlar