Kalbin Yetmediği Yer
Dünyaya gözünü kapatmadan bakmanın bir bedeli var.
İnsan bazen taşıyamayacağı kadar çok gerçeği aynı anda görüyor
ve kalbi yetmiyor.
Kalp dediğin şey etten bir parça değil çünkü.
Kalp, gördüğünü içine alan bir yer.
Ve bazı gerçekler çok ağır.
Bir insanın başka bir insanı yakabildiğini gördüğünde,
bir çocuğun bir çocuğa zarar verebildiğini duyduğunda,
bir binanın “biraz daha ucuz olsun” diye çürük yapıldığını
ve altında binlerce can kaldığını öğrendiğinde…
kalp yetmiyor.
Yetmemesi normal.
Çünkü bu dünya, her şeyi normalmiş gibi anlatıyor.
Haber diliyle, rakamlarla, dosya numaralarıyla.
Ama kalp rakam bilmiyor.
Kalp “bir kişi” diyor.
“Bir anne.”
“Bir çocuk.”
“Bir nefes.”
Ben dinimi yaşamaya çalışan bir insanım.
Ama şunu biliyorum:
İnsanı yakarak öldürmenin,
bir çocuğa el kaldırmanın,
bile bile insanların öleceği binalar yapmanın
hiçbir inançla, hiçbir kutsalla, hiçbir kaderle açıklaması yok.
Bu din meselesi değil.
Bu insanlık meselesi.
İnsan bazen gerçeği bilmek istiyor ama
bilmenin de bir bedeli olduğunu sonradan anlıyor.
Her şeyin farkında olmak,
her acıya gözünü açık tutmak
insanı güçlü yapmıyor her zaman.
Bazen insanı paramparça yapıyor.
Ülke ülke geziyorum.
Adresler değişiyor.
Manzaralar değişiyor.
Ama acı değişmiyor.
İnsan aynı insan.
“Bir sorunun yok” diyorlar.
Belki yok.
Ama kalbim çok dolu.
Çünkü bazı insanlar kalplerini kapatarak hayatta kalıyor,
ben kapatamıyorum.
Ve bazen bundan nefret ediyorum.
İnsanlığın geldiği yerden,
normalleşmiş kötülükten,
alışılmış zulümden
nefret ediyorum.
Ama yine de kalbimi taş yapmayı seçmiyorum.
Çünkü biliyorum:
Kalbin yetmemesi,
hâlâ insan olduğumun kanıtı.
Belki bu yüzden ağlıyorum.
Belki bu yüzden içim yanıyor.
Belki bu yüzden susamıyorum.
Ama şunu da biliyorum:
Bir gün bu dünyayı kurtaracak olanlar
en çok yananlar olacak.
Çünkü gözünü kapatmadan bakanlar,
kalbi yetmese de
bakmaya devam edenler
insanlığı hâlâ ayakta tutuyor.


Yorumlar
Yorum Gönder