Kumun Altinda Kalanlar

Bitirmek üzere olduğum bir kitap var: Dune.

Yazarı Frank Herbert.

Ama mesele bir bilim kurgu romanı değil yalnızca. Mesele, insanın kendi çölünde nasıl kaybolduğunu anlatması.


Dune, gücü, zamanı, sabrı ve bilinci olanların; acele edenleri, yüzeyde yaşayanları ve düşünmeyenleri nasıl geride bıraktığını anlatıyor. Kum solucanları kadar tehlikeli olan bir başka şey daha var bu romanda: farkında olmadan çürümek.


Son zamanlarda etrafımda tuttuğum bazı insanlara bakıyorum. Hayatı “yaşamak” istediklerini söylüyorlar. Ama yaşamak dedikleri şey; sorumluluktan kaçmak, gelişimden uzak durmak, derinlikten ürkmek.

Daha kötüsü: Sahip oldukları değerli şeylerden haberleri bile yok. Zamanları var, imkânları var, potansiyelleri var… ama hepsi kumun altında.


Kendini geliştirecek bir şey aramak yerine, gelişmek isteyenleri aşağı çeken insanların peşindeler. Çünkü yükselmek zahmetlidir; aşağı çekmek ise kolay. Çünkü düşünmek yorucudur; akışa bırakmak rahat. Çünkü aynaya bakmak cesaret ister; başkasının kusuruna odaklanmak değil.


Dışarıdan nasıl göründüklerinin farkında değiller. Ya da daha doğrusu, farkında olmak işlerine gelmiyor.

Günü kurtarmak, geleceği kaybetmek pahasına.

Anı yaşamak, hayatı ıskalamak pahasına.


Dune bana şunu hatırlattı:

Gerçek güç bağırmaz.

Gerçek bilgelik acele etmez.

Gerçek dönüşüm yalnızlıktan korkmaz.


Çölde hayatta kalanlar, kum fırtınasını inkâr edenler değil; ona göre yürümeyi öğrenenlerdir.

Hayat da böyle. Kendini kandırarak, oyalayarak, “sonra bakarız” diyerek geçilmiyor.


Bu yazıyı yazıyorum çünkü susmak kolay.

Ama uyarmak, rahatsız etmek, ışık tutmak zor.

Ve ben artık kolay olanı seçmek istemiyorum.


Eğer bu satırlar canını sıkıyorsa, belki de tam sana göredir.

Çünkü gerçek bazen acıtır.

Ama uyandırır.




Yorumlar

Popüler Yayınlar