Sevin Gayrı…

 Bazı yazılar içini dökmek için değil, içinden taşanları susturmak için yazılır.

Ben de bu satırları tam olarak öyle bir zamanda yazıyorum.


Bir süredir kalbimde tarifsiz bir ağırlık taşıyorum. Kelimelere dökmesi zor, anlatması daha da zor. Dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerinde gibi… Ama içimde, kimsenin görmediği bir dağ var. Her gün biraz daha büyüyen, biraz daha sessiz çığlıklar atan…


Yıllar önce başka bir ülkeye, başka bir dilin ve kültürün içine göç ettim.

Yanımda valizlerle geldim, ama asıl taşıdıklarım valizlere sığmadı:

Hayallerim, özlemlerim, kırgınlıklarım, korkularım…

Ve en çok da kendimi unutmam.


Yeni bir ülkede “alışmak” denilen şey, sandığınız gibi yalnızca dil öğrenmek, iş bulmak, sistemle baş etmek değil.

O, bazen çocuklarının okulda yaşadığı en küçük bir ayrımcılıkla birlikte kalbine saplanan bir sızıdır.

Bazen markette raflardan bir ürünü alırken etiketini çözmeye çalışırken bile kendini “yabancı” hissetmektir.

Ve çoğu zaman, kendi evinde bile ait hissedememektir.


Ben de hissetmedim.

O kadar çok şeye tutundum ki…

Çocuklarımın gözlerindeki sevince, eşimin omzundaki yorgunluğa, annemin sesine…

Ama hiçbirine tam olarak sığınamadım.

Çünkü asıl ihtiyacım olan şey kendime tutunmaktı.

Ama ben kendimi hep en sona koydum.

Benliğimi, arzularımı, ihtiyaçlarımı sessizce erteledim.

Kimi zaman “anneyim” diye, kimi zaman “eşim yorgun” diye, kimi zaman da sadece “şimdi sırası değil” diye…


Ve kalbimde bir yer, her defasında biraz daha kırıldı.

Birileri üzülmesin diye susarken, ben parçalandım.

“Affet” dediklerinde affettim ama içimde iz kaldı.

“Unut” dediklerinde unuttum sandım ama gece uykularımda hep hatırladım.


Geçmişin yükü ağır…

Sadece insanlar değil, yaşanmışlıklar da insanı yorar.

Ben artık yoruldum.

Geçmişte takılı kalmaktan, olmayanı oldurmaya çalışmaktan, hak etmeyenleri yüceltmekten, hep güçlü görünmek zorunda olmaktan yoruldum.


Ve en çok da kendimi ihmal etmekten yoruldum.


Artık kendimi sevmek istiyorum.

Bir başkasının sevgisine muhtaç kalmadan…

Bir alkış beklemeden, bir onay ummadan…

Kendimi olduğum gibi kabul edip, hatalarımla, eksiklerimle ama yine de kıymetimle sarılmak istiyorum kendime.


Bu yazı, bir veda değil.

Ama bir tür uğurlama belki.

Geçmişteki “beni” uğurluyorum.

Kırılmış, susmuş, beklemiş, ummuş olanı…


Artık kendim için bir hayat kurmak istiyorum.

Bu başka bir ülkede de olabilir, başka bir dilde de… Ama bu sefer merkezinde ben olayım istiyorum.

Çocuklarımın gözlerindeki gücü kendime çevirmek istiyorum.

Kendimi iyileştirmek için yazmak, susmamak, belki yeniden gülmek istiyorum.


“Sevin gayrı…”

Ama bu sefer beni ben olduğum için sevin.

Ben de kendimi artık öyle seveceğim.

Yorgunluğuma, kırıklığıma, geçmişime rağmen…



Çünkü bu kez gerçekten kendim için buradayım.

Her satırı kalbimden süzüldü. Belki birilerine dokunur, belki sadece bana iyi gelir. Ama en azından artık sustuklarım sessiz değil.


Yorumlar

Popüler Yayınlar