Kendi gerçeğini arayan bir ruhun kaleminden…
Hayatım boyunca birçok insanla arkadaş oldum. Kimileriyle hızla yakınlaştım, birlikte güldüm, paylaştım, sır verdim. Ama fark ettim ki ne zaman bir dostluk ikinci senesini doldursa, içimde bir şeyler değişmeye başlıyor. Bir boşluk, bir sıkılma, bir uzaklaşma hissi… Sanki tahammül sınırlarım daralıyor ve kalbim “yeter” diyor.
Bunu fark ettiğimde kendime sormaya başladım: “İnsanlardan mı sıkılıyorum, yoksa bir şeyler eksik olduğu için mi tahammül edemiyorum?”
Derinlik Arayan Ruhlar İçin Yüzey Çok Gürültülü
Sanırım ben –belki sen de öylesin– kolay bağ kuran ama zor sürdüren biriyim. Çünkü ilişkilere derinlik arıyorum. Sadece gülüp eğlenmekle, kahve içmekle yetinmeyen bir tarafım var. Hayatı konuşmak istiyorum, hayalleri, acıları, dönüşümleri paylaşmak… Ama çoğu insan bir noktadan sonra yüzeyde kalıyor. Bu da beni sıkıyor. Yüzey beni boğuyor çünkü derinliğe alışkınım.
Değişimle Gelen Uyum Sorunu
İnsan değişiyor. Ben değişiyorum. Ama her arkadaşlık bu değişimi kabul edemiyor. Zamanla yollar, değerler, konuşmalar aynı kalınca ben uzaklaşıyorum. Bu bir soğuma değil aslında; bu, iç sesimi dinlemek.
Seçici Olmak Bir Savunma Değil, Bir Bilgelik
Artık şunu anlıyorum: Ben yalnız kalmak istemiyorum, ama beni yormayan, ruhuma dokunan insanlarla yol almak istiyorum. Az olsun ama sahici olsun. Zorunluluktan değil, gönülden kurulsun bağlar. Her konuşma bir yük değil, bir nefes olsun.
Belki de bu yüzden iki seneden sonra insanlar gitmiyor; ben artık taşıyamayacak hale geliyorum. Bu kötü bir şey değil. Bu, kendini bilmek.
Kendine Soranlara Not
Eğer sen de ilişkilerde çabuk yorulduğunu hissediyorsan, bu senin sorunlu olduğunu göstermez. Belki sen de derinlik arıyorsun. Belki senin kalbin, sadece gerçeklerle dolsun istiyor.
Ve unutma: Kalbinin yorulduğu yerde değil, huzur bulduğu yerde kal.


Yorumlar
Yorum Gönder